ÇANAKKALE
 
 
                                    İmdi seferberlik ilan olanda
                                   Bir od düştü, cümle cihan ağladı
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
      Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
      Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
     Of, gençliğim eyvah!

                              Halk Türküsü / RUHİ SU

        SARIKAMIŞ

      Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a
      Akıl ermez orda yatan üleşe
      Askeri kırdıran Enveri Paşa
      Kitlendi kapılar, mekan ağladı

      Yüzbaşılar, yüzbaşılar
      Tabur tabura karşılar
      Yağmur yağıp gün değişin
      Yatan şehitler ışılar
      İbrişimin kozaları
      Battın Avşar kazaları
      Sarıkamış'ta kırıldı
      Gonca gülün tazeleri

               Halk Türküsü / RUHİ SU

  SÜVARİNİN TÜRKÜSÜ
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
                                                bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
                                bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
                                                 bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
                                                   bu hasret bizim.

                                                          Nazım Hikmet

  KARAYILAN

Atına binmişte elinde dizgin
Vardığı cephede  hiç olmaz bozgun
Çeteler içinde Yılan'ım azgın
Vurun Antep'liler namus günüdür
 

Sürerim, sürerim, gitmez kadana
Fransız kurşunu değmez adama
Benden selam söylen nazlı anama
Analar da böyle yavru doğurmuş

Karayılan der ki, harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Antep'liler namus günüdür

                             Halk türküsü /  RUHİ SU
 

"Sabah oldu, sabah oldu
Sigaram yanmaz oldu
Sigaramın dumanından
Gözlerim görmez oldu."

                            Halk Türküsü / RUHİ SU

   ATLADIM GİRDİM BAĞA
                                 Karacaoğlan'a sahip çıkan Saimbeyli
                                Farsaklarının bir düğün türküsü

Atladım girdim bağa
Alnım değdi yaprağa
Sevdiğimi verseler
Girmem kara toprağa

Kayalar kertilir mi
Ağ terlik yırtılır mı
Ergen kız, cahil oğlan
İnkardan kurtulur mu

Çıktım dam loğlamaya
İndim yar yollamaya
Yar gedikten aşarken
Başladım ağlamaya

Ey gelinler, ey kızlar
Vabalım boynunuza
Vurun, vurun öldürün
Ya alın koynunuza

                               Arılar da konmaz oldu pürene
                              Şükür olsun bu sevdayı verene
 
 
 

  YÜCE DAĞDAN BİR YEL ESER
Yüce dağdan bir yel eser
Eser Elif, Elif deyi
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif, Elif deyi

Elif'in uğru nakışlı
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif, Elif deyi

Elif kaşlarını çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif, Elif deyi

Karacoğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklemiş düğmelerin
Çözer Elif, Elif deyi

  Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında
yağmur çiseliyor.
korkak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddin'im bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor,
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor,
Sezer çarşısı dilsiz,
Sezer çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Sezer çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

                                                            Nazım Hikmet

  ALMANYA ACI VATAN
Almanya acı vatan
Adama hiç gülmeyi
Nedendir bilemedim
Bazıları gelmeyi

Üçü kız iki oğlan
Kime bırakıp gittin
Böyle güzel yuvayı
Ateşe yakıp gittin

Almanya'ya gitmişsin
Orada evlenmişsin
Tam yedi sene oldu
Evine gelmemişsin

Az çok para yollarsın
Bu para neye yarar
Beş çocukla ailen
Hepisi seni arar

       Haydar Gedikoğlu / Akçaabat
 

  ALMANYA'DA ÇÖPÇÜLERİMİZ
                              Nasıl geçtin de boz bulanık sellerden?
                              Haberim mi aldın esen yellerden?
                              Yadigar mı da geldin bizim ellerden?
                              Gül-ü reyhan gibi koktun birader
                              Gül-ü reyhan misali koktun birader

Gün ışır ışımaz, alın yazımız parlar,
Ne alın yazısı,  el yazısı be!
Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı bile gösterilmeyenler
Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri,
Süpürürüz yaban ellerin sokaklarını; pis el, pis yürek!

Sığmazken atalarımız güne,yarına,
Düşmüşüm ben, düşmüşüm ben el kapılarına

Daha  üçyüz yıl önce, omuzlarımızda gök yarısı bayraklar
Eğilirdi bu ülkenin burçları uygarlığımıza,
Şimdi  ta Bünyan'daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş
Şimdi ta Ereğli'deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri
Alır karanlıklar ardından göderdiğim kara lokmasını

Sığmazken atalarımız güne,yarına,
Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına

Ne duruyoruz be kardeş, aylık bin yeşil mark
Varalım dağılalım kartal Anadolu'dan yeryüzüne
Beyler altın uykularından uyanmak üzere, haydi
                                                yollarını temizliyelim
Al güneşten bile utanmadan; pis el, pis yürek

Sığmazken atalarımız güne, yarına,
Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına

                                                     Söz:Fazıl Hüsnü Dağlarca
                                                              Ezgi: RUHİ SU
 

                                                                                     ANA SAYFAYA DÖNÜŞ