HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM Seni
anlatabilmek seni.
iyi Çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana.
Ard- arda kaÇ zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayym, Bir o yana
Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşdümü bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri, Payy yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini... Ahmed Arif
YALNIZ DEĞİLİZ
Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başınana
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.
Şafakları ben balığa çıkarayım
Akan akmayan sularda
Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
Bir bahar akşamı dünyada.
Ben dört duvar arasında değilim
Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
Karacada?, Çukurova ve Cibali'de.
Zehirli kor yılanları
Ve sıtmasıyla
Gün yirmidört saat insan avında
Karacada?da çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
--Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omuzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının--
Damla damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider...
Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...
Tütünü bilir misin?
"Kız saçı; demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beyenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki yaprak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...
Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cigaranın...
Tütün işçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl pırıl namuslu.
NamI gitmiş deryaların ardIna
Vatanımın bir umudu...
Ahmed Arif
UNUTAMADIĞIM
Açardın,
Yalnızlışımda
Mavi ve yeşil,
Açardın,
Tavşan kanı, kınalı-berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri...
Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani?
"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
Durdurulmaz çışı
Sonsuz akımı.
İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını.
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımıyla.
Gözlerin hani?
Canımın gizlisinde bir can idin ki
Kan değil,sevdamyz akardı geceye,
Sıktıkça cellad,
Kemendi...
Duymak,
Gözlerinde duymak üç-ağaçları
Susmak,
Gözlerinde susmak,
Ustura gibi...
Gözlerin hani?
Ahmed Arif
İÇERDE
Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş, Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
Ahmed Arif
MERHABA
Gün açar,
Karın verir yağmurlu toprak.
İncesu Deresi, merhaba.
Saçakta serçeler daha çılgındır,
Bulutlarda kartal,
Daha çalımlı.
Koparır göğsünden bir düğme daha,
Tezkere bekliyen biri.
İncesu Deresi, merhaba.
Genç bayraklar vardır,
Barış düşünür,
Kuyularda işçi, mavilikleri.
Ben hepsini düşünürüm,
Yirmidört saat
Ve seni düşünürüm,
Karanlık, hırslı...
Seni, cihanların aziz mevyası.
Ylan-y aşk makamından bir mısra,
Yeşerip, kımıldar içimde,
Düşer aklıma gözlerin...
Oysa murad alamam.
Osya akdan-karadan
Bilirim, payım bu kadar...
Unutulmu? gülmeyi gözbebeklerim.
Unutmu? dudaklarym öpmeyi.
İncesu Deresi, merhaba...
Ahmed Arif